Reklamı Geç

Masaüstü Programlar kredi hesaplama diziem bilginizolsun.co istanbul escort istanbul erenköy escort istanbul erenköy escort bahis siteleri

YETİŞ DOKTOR


Bu makale 2018-02-23 17:31:23 eklenmiş ve 447 kez görüntülenmiştir.
Fahrettin Ülkeroğlu

Dedem elinde sigarayı püfür püfür savurturken, karşıdaki torununa bağıra bağıra. “Sakın ola bu mereti sen içme”, derken bir okka balgamı, bir metre ileriye sokağın ortasına bırakıveriyor. Çok matah bir şeymiş gibi de üzerine basarak bütün gücüyle ezmeye çalışıyor. Sanki yaşamın tüm hıncını çıkarır gibi, kendi kendine konuşa konuşa gidiyor, yol boyu. Elli beş sene içinde bu eline ne geçti? Sanki mecburmuşsun gibi üst üste yaktın, zaman geldi yenisini bir öncekinin izmaritiyle tutuşturdun, kibritten kar ettin belki diye kendi kendine gülümsedi. Gece gündüz öksür bakalım, mahalleli öksürüğünden tanıyor artık seni, on beş yirmi adımda kesiliyorsun. Sen bu hallere düşecek adam mıydın? Elli beş sene günde iki paket sigara içmeye ne mecburiyetin vardı? İşte böyle iki adımda bir balgam atarsın, ayaklı kül tablası gibisin. Geçen gün en küçük torununu kucağına aldığında onu öpmeye kalkışmış. Torunu ; “Dede sen çok pis kokuyorsun “dememiş miydi? Sırt, boyun, omuz ağrıları çekilmez olmuştu artık. Geçen yıl gittiği hastanede ki Göğüs Hastalıkları Uzmanı, ağrıların sigara içtiğin sürece giderek artacak demişti. Doktor,”Sigarayı bırak amca” sen bırakmazsan yakında o seni bırakacak dediyse de, hastane bahçesinde sigara içen bir doktor hanımı görünce,’bize bırak derler, kendileri içerler’ diye hemen bir sigara yakmıştı.

Kirada oturuyordu, yıllardır aynı evde. Ev sahibi Allah’tan anlayışlıydı, doğru dürüst kirayı artırmazdı. Biliyordu dar gelirli olduğunu, halden anlıyordu. Herkes yapar mı onun yaptığını? Bu konuda çok şanslıydı vallahi. Geçen de çıkışmamış mıydı evdeki tahta kaşık? Karısı Fatma hanımı böyle çağırırdı yıllardır.  O da alışmıştı bu takma ismine, kızmazdı eşine, o da “Koca herif” derdi .”Koca herif bıktım kira evlerinden artık, bir ayağımız çukurda, hala bir ev sahibi olamadık” diye ağlaya ağlaya söylenmemiş miydi? Haklıydı kadıncağız, saçını süpürge etmiş, çalışmış hiç yerinmemiş, yetmeyeni yetirmiş, bitmeyeni bitirmiş. Çocuklara torunlara hep gül gibi bakmıştı. Elinden her iş gelir, her şeye yetişirdi. Koca herif kendi kendine söylenmeye devam ediyordu.”Şu sigaraya bunca zaman verdiğim parayla başımızı sokacak bir ev alınabilir miydi acaba? Günde iki paketten 55 yılda 365 günden 55 yıl eder yirmi bin küsur gün bir paket sigara, en az on lira. İnanılır gibi değil, elinden dirlikli benim gibi biri ömür boyu üç kuruşu yan yana göremiyor ama sigaraya sıkı durun;”420 Bin ₺”ödemiş bulunmaktayım, bu parayla nasıl bir ev alınabilir bu günün koşullarında? Böyle kendi kendine söylene söylene, yürürken, torunu da üç adım arkadan onu takip ediyordu. Bahçeli, teraslı şömineli ev hayallerine dalmıştı ‘Koca herif’.Kendi kendine keyiflendi, yarım milyona yakın bir parayla böyle bir ev alınıyor bu günlerde çünkü. Artık kiracılıktan da kurtulurdu. Torunlarıyla terasta keyif yaparken, evin bahçesinde en küçük torunuyla oynarken hayal etti kendini. Gülümsedi, keyiflendi, hayali bile ne kadar güzeldi. Geriye baktı, torunu arkadan geliyordu. Çocuk seslendi ‘Dede, bak ağaçlar çiçek açmaya başlamış. Söz vermiştin, bahar gelsin sana bisiklet alacağım’ demiştin, unutmazsın demi dede!

Yüreği cız etti. Ceplerini karıştırdı. Sözünü tutmalıydı. Ama hangi parayla? Biraz önceki keyifli hali kayboldu. Yarım milyonluk bahçeli evi olan koca herif gitti, yerini karalar bağlamış bir hüzünlü adam aldı. Demek ki, sigara bağımlısı olmasaydı şu an varlıklı bir adamdı. Sağlıklı ve de mutlu bir adam olacaktı.Bu bağımlılık onu hasta, güçsüz ,yoksul, muhtaç hem de mutsuz biri yapmıştı. Geriye döndü,torunuyla gözgöze geldi.İçinde bir sıkıntı düğümlendi.Sanki bakınca küçücük torunundan utanmıştı. Sıkıntısı iyice arttı. Boğazı düğümlendi, ateş bastı, gözleri karardı. Yığılıp kalmıştı,soluk alamıyormuş gibi hissediyordu.Sanki aldığı nefes yetmiyordu,boğuluyormuş gibiydi,korktu.Buda mı başına gelecekti?Yoksa ölüyor muydu?.İnsanlar başına üşüştü, herkes yardım etmeye çalışıyordu. Kendine geldiğinde, hastanedeydi. Beyne giden ana damarına bir pıhtı attığı, bu nedenle “İskemik atak” geçirdiği, bu tıkanma nedeniyle beyne giden kanın yetersizliğinden “Senkop” geçirdiğini, hastanede tıkanan damarı doktorların büyük bir başarı ile açtıklarını öğrendi. “Başında doktoru vardı, atan pıhtının tam temizlenmemesi halinde felç olurdun geçmiş olsun” dedi. Doktoruna bir hışımla, neden böyle oldum doktorum? Diye sormaz mı? “Ateroskleroz” isimli bir rahatsızlık, diye cevapladı doktoru. Doktoru tanımıştı, daha önce kendisine ‘benim vergilerimle burada çalışıyorsun, diye bağırıp çağırmıştı. Ama doktoru onu hayata yeniden döndürmüştü şimdi. Doktor Bey ne kadar da ilgileniyordu kendisiyle, er demiyor, geç demiyor sürekli uğraşıyordu. Kendisine küfrettiği hakaret ettiği o gün aralarında geçenleri acaba doktoru hatırlıyor muydu? Şimdi kendisine saldırdığı o doktor hayatını kurtarmıştı. Tüm yaşananlara rağmen ne kadar ilgili ve insancıl davranıyordu. Hekimlik işte böyle bir şeydi. Yaşamını ona borçluydu. Bunları düşünürken utandı kendinden. Son zamanlarda hekimler hedef tahtası haline gelmişlerdi. Hekime şiddet çok artmıştı, medyadan izliyordu. Bu insanları, yaşatmaya çalıştığı hastaları veya onların yakınları dövüyor, öldürüyordu. Ne yaman bir çelişkiydi bu! Her gün, öldürülen sakat bırakılan hekim haberleriyle dolup taşıyordu gazeteler de, televizyonlar da, haberler fazla izlensin diye muhabirler bilimsel gerçeği araştırmadan hekimlerin yargısız infaz edildiği haberler yapılıyor, hekim hatalıymış gibi yanlı konuşmalara daha çok ilgi gösteriliyor. Ben çocukluğumdan beri hep duyarım. Her yerde birilerinin eğer sakat bir çocuğu varsa şöyle uydurulmuş bir hikâyesi vardır. Hasta olan çocuklarını doktora götürmüşlerdir, doktor ya bir iğne yapmıştır, çocukları sakat kalmıştır, ya da yanlış tedaviden böyle olmuştur. Ama bilimsel bir gerçek var, bu sakatlığın nedeni “ÇOCUK FELCİ” (Polio) hastalığının aşısı yapılmayan çocuklarda bıraktığı bir şekildir. Hiçbir yerde, “Çocuğun doğumunun hemen ardından yapılan, devlet tarafından bedava uygulanan aşıları yaptırmadım, o nedenle çocuğum böyle sakat kaldı” diye bir itiraf duydunuz mu? Hacamat edilerek vücudu jiletlenen, bu jiletlenmiş yerlerin iltihaplanmasıyla gelişen “septisemi”yle ölen bir sürü bebek gördüm. Siz hiç hacamat yapan bir şarlatana saldırıldığını duydunuz mu? Sınıkçıların yol açtığı bir sürü eli kolu bacağı kangren olmuş çocuk gördüm. Hiç gazetelerde dava açılmış sınıkçı haberi okudunuz mu? Bel çekerek zengin olmuş insanlarla dolu memleket. Traktör tamircisi, demirci iken bel fıtığını tedavi ediyor diye ün yapmış, gelen hastalara bazı garip ilkel uygulamalar yaparak kazanç sağlayan, hiç bir eğitimi yokken bir şeyler biliyormuş edasıyla hastayla doktorculuk oynayan, hekimler hakkında ileri geri atıp tutan bir sürü şarlatan var. Bunların sakat bıraktığı pek çok felç olmuş insan var. Ama siz hiç bunlara linç girişim haberlerine tanık oldunuz mu? Yıllarını eğitime vermiş, insanlık uğruna bir ömür harcamış doktorların, neler çektiğini hiç sorguladık mı? Nerdeee. Ama hep iftira attık, haklarında attık tuttuk. Doktorun verdiği tedaviyi tam uygulamadık demedik, doktor bilemedi dedik. Doktora gitmedik, kendimiz doktorculuk yaptık, bilir bilmez eczaneden ilaç alıp içtik de bu hale geldim demedik “Bu doktorlar doymaz” dedik. “Üç liralık işi doktora yaparken on üç lira istedik, doktor hayatımızı kurtarırken onun ardından atıp tuttuk” diye itiraf edenimiz olmadı. Hastasını hastaneye getirdiğinde, acilde ilk müdahale eden hekim; “hastanın en az yarım saat önce vefat ettiğini, hastaneye getirildiğinde yaşam belirtileri olmadığını” hasta sahibine anlatır ve başınız sağolsun der. Hasta sahibi, hekimin boynunu gırtlaklarcasına sıkarak, “kurtar doktor” diye bağırır. Hekim artık tıp adına yapılabilecek bir şey olmadığını anlatmaya kalkınca “Katil doktor” nidaları çınlar hastane koridorlarında. Doktor, yediği dayakla kalır. Hiç kimse hekimin ardında olmaz. Oh olmuş diyenleri bile duyarsınız. Türkiye’de hekimin hali işte böyle acıdır. Yetiş doktor diye geliriz, bir ömür boyu ezilmişliğimize duyduğumuz öfkemizi kusarız hekime. Türkiye’de hekim sistemin günah keçisidir. Hayat kurtarmak için çırpınan, dövülen, sövülen ve linç edilen hep odur. Sanki koridorlardan yükselen bir sesi duyar gibiyim. “Bunları boşuna dövmüyorlar, hak ediyor bunlar”, hayrola dede niye kızdın? Ne olacak giriversem? “Önündeki yüz küsur hastaya saygısızlık olur dede sıran gelince girersin” dediler. Ayıp yahu! Keseceksin bunları…

Dr. Fahrettin Ülkeroğlu

Psikiyatri Uzmanı

0 532 355 79 43

0 549 312 07 77

 

0 256 312 07 77

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Facebook'tayız
Twitter'dayız
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket

TURKUAZ GAZETESİ
© Copyright 2013 TURKUAZ. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
Fenerbahçe
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Bagkur Sorgulama